ÖNSÖZ

Sorulur hep: “insanlar neden kitap okumuyor?”

‘Düşünmekten kestirilmiş insanlık biberonlanıyor’ da o yüzden okumuyor
Beyni kızağa çekilmiş insanlığın ‘kitabı kitaptan okuması’ unutturulmuştur!
“Kitabı kitaptan” okumaz! Papirüslerde ‘kitap’ arar
Kendince bulduğunu sandığı şeyi de ‘yazıca okur’ ama nafile!
Çünkü önüne bir şekilde konulmuş yayınlar-şeyler,
kişinin sanki kendi hür seçimiymiş gibi gösterilen,
aslında yersiz ihtiyaç listesi olarak yığınlara pompalanmış papirüslerdir
BU, ‘KİTAP OKUDUĞU’ ANLAMINA GELMEZ
Yani okumayanların niçin okumadığı sorusundan ziyade
sözde okuyanların “acaba ne okuduklarını!” sorgulamalıyız
Zaten de kitap okumayanlar,
okuyup da topluma örnek olmadıkları bilinen bu kesim yüzünden okumuyor
Bu gözlem doğal olarak toplumca her an yapılıyor ki bu yüzden sonuç
‘kitap okumamak’ çıkıyor!
Kafa, ‘bilgi stoğu için’ okumak istiyor,
bilinçse ‘pek de işe yaramaz habersel bilginin’ OKUmak yerine geçmediğini
biliyor da bu yüzden okumuyor

 

Bu kitapta Anlayış ve Bilgi konuları birlikte yürütülmüştür
Konular zaman zaman kümelendirilmiş,
yeri uygun düştüğünde birbiriyle harmanlanarak düzenlenmiştir
Kitap önce 250 sayfayı geçmemek üzere tasarlanmışken
konuların örgünlüğü göz önüne çıktıkça
zorunlu olarak 664 sayfayla okuyucu önünde değerlerini tartışmaya açtı
Yine de müellifin bu kitapta
‘anlayış ve bilgi’ üzerine orijinal yazılarından ancak bir bölümüne yer verildi
Kitapta ana konu dışında yer yer açtığı bahisler bir yan vokal kabilindeyse de
ele alınan her bir konu ve kavram, 6 bin sayfalık toplu döküman içinde
uzun uzun izah edilmiştir

Dökümanın tamamı özge ve örgün olmakla birlikte,
6 bin sayfalık tamamlanmış yazı çalışmasında
toplamı belki 10 cümle alıntı kaynak gösterilerek zorunlu örnekler verilmiştir
Gerçekten AKLA amade, akılları sarsan bu kitap,
aklımızın şartlanmalarla nasıl YAMANDIĞINI,
akıl şubelerinin birbiriyle nasıl sınırlı bir ilişki ve işgalde tutulup didiklendiğini
hem metodik düzeyde muazzam bir izah çeşnisi
hem edebiyatın harika kullanım tekniği içinde anlatıyor

Toplamı 6 bin sayfalık dökümanın sonucu olan
Okyanusta Şadırvan’ın “Anlayış ve Bilgi” serisi bakış açınızı değiştirecek

Okyanusta Şadırvan tüm çağa cevap vermiştir
Şu zihin işgalli çağda, kapandan kurtulmaya çırpınan insanları bu kitapla
gerçek bilgi ve anlayışa davet ederken çağa deli gömleği giydirdiğini ve
varsayılan entelektüelliğin hiç de menem şey olmadığını ortaya koymuştur

Şadırvan, ‘insan, heves ve korkularından tasmalanıp yönetilir’ diyor
Okyanusta Şadırvan yazıları, bizi nerelerimizden,
kimlerin hangi maksatla yönettiklerini idrak etmemizin yolunu açıyor
Bu engellerimizi tanıyıp bilmemizin şart olduğunu anlatıyor

İnsanda asıl gerçeğin anlaşılmasına mani olan ‘isyan yapımızın’ hilelerini,
bizdeki gedikleri; buradan girişle ‘zihin işgali’ olarak nasıl yerleştiğini,
(bu yamalarımızı inanç sandığımızı) ve başarının
(ancak) bu yamalara karşı galibiyetle mümkün olduğunu
delilleriyle gözler önüne seriyor

Gündelik sahneden, piyasa ilişkilerinden,
algılarımızın kaymasıyla ortaya çıkan isteklerimizden,
buradan tetiklenen alışkanlıklarımızdan,
bu alışkanlıklarımız yönetimindeki mantıklarımızdan örnekler veriyor

Bunlarımızın belirlediği siyasal-ideolojik tercihlerimizin
‘GERÇEK bir KARAR’ verişin sonucu olmadığını
çünkü karar merkezimize ulaşan yolların ‘cehennem taşlarıyla’ örüldüğünü
yol üzerindeki gümrüklerin ‘birer şartlanma istasyonları’ olduğunu
YAMALI AKLIN en büyük oyunu olan
“düşünüyorum-doğalım-buyum-bu benim işte! O halde var’ım” algısının
‘bu kabuklardan bir sinyal’ olduğunu
kendini ‘bunlarınla’ birlikte devirmenin gerçek devrimcilik olduğunu,
BUNLARININ ÇELMESİNDE o kişinin ‘kendisini’ okuyamadığını
tek emrin OKUmak olduğunu,
geri kalan bütün söz ve kelamın bu yolda trafik levhaları olduğunu..  ve
ASIL İNSAN’ı (bu kabuklar var oldukça) göremez olduğumuzu söylüyor

Okyanusta Şadırvan, bahisleri zihin işgalinin temeline dikkat çekerek açıklar
Şartlanmalarımızın nedenlerini öne çıkararak ortaya kor
Kafadaki yamalarımızdan haberdar eder, iddiası net görünür

Şadırvan yazılarında ifade dizimi,
düşüncesine hapsolduğumuz ‘çağın şartlanma işgalini’ kırma tekniği olup
kavram ve hadiselerin ‘öz güdüme yaslı açılımı’ hatırlatılmak suretiyle
‘yamalı algıyı’ parçalama programı üzerine bir akış sırasıdır

Şadırvan’da her yazı ve söz-söylem,
insanda bu baş sorunun ortadan kalkması amaçlı bir yoğunluğun sonucudur
Sürekli ve ciddi bir takibin yaklaşık 6 aylık sonucunda
yazılarda manken olmuş konuların,
meselede asıl özün anlaşılmasına konuk olduğu anlaşılacaktır
Konuda kalanlar, konuyu anlayamaz! Yazıda alfabeye bakan OKUyamaz
Fakat mutlaka hissedecektir! His derecesinde kalırsa özeti gene anlayamaz
Bunu tespit ve tecrübeye vardırması lazım

Şadırvan “gerçek bir metot ve FİKİR DİSİPLİNLERİ” cenahından izah eder
İnsan önce kendini bilecek tanıyacak!

Tek bir yazısında Şadırvan’ın derinliğini fark edebilirsiniz
Uyarılarınız birikim ve ilgi gerektirir, elbette önemli hatta doğrudur da belki!
Fakat eleştirirken, Şadırvan yazılarını (o konu olarak) tamamını okumadan
ve (Şadırvan meseleyi nereden kavramış, buna biraz olsun akıl yürütmeden)
vasat bir dipnotla acele davranırsanız, değerlendirmeniz sağlıksız olur

Konuları birbirine bağlayan çeşitli makaleleriyle bütünü okumadan olmaz
Mesela: Ufoculuğu şirk ile, şirki deizim ile, deizmi selefilik ile ve günümüzde
‘Diyanet Komitacıları’nın bu ‘selefiliği’ kendilerine mezhep edinişlerine..
hatta tüm bunları Marx’ın ‘yabancılaşma’ kavramındaki isabete atıfla da
izah edip ‘temelsiz gidişatın maksadını’ mantıksal önermelerle ispat eder
Şadırvan’da özeti anlayabilmek için altlara doğru sıkı bir okuma gerekiyor

Şadırvan her yelpazeden anlatır. Onun için her konu konu mankenidir
Konularda kalınmamalı
O anki makale, (birikimi ve tecrübesi olanlara) meselenin özünü anlatırken
anlayışta zayıf sevide olanlarınsa (buna bağlı makaleleri grup halde okuyup)
bir değerlendirmeye ondan sonra başlaması gerekir

Şadırvan’da ilk çalışma sırası ‘çağın obezite dişlisini’
bunun şanzıman kutusu olan çakma bilim kürsülerini kıskıvrak teşhir edip
zihnimizin, bu ‘masumcu tuzaklarla’ kendilerine nasıl hizmet ettirildiğini
‘şekil ezberciliği’ üzere yaşayışımızın ‘geç kalınmış sorgulamasını’
bir işgalin ‘yıkıcı başarısı’ olarak teşhir ve tercüme etmektir

Şadırvan, şu karanlık çağın tuzaklarını tek-tek tespitle
açık net bir izahla kalemin dilinden çıkarıyor! Çağın tüm eğitim kürsülerinin
zihinlere kazınmış heybetini yerle yeksan ettiğini gösteriyor
Okyanusta Şadırvan, ZİHİN İŞGALLERİNİN neler olduğunu
ve bunlarla mücadelenin metodunu açıklıyor

İknası yüksek, etkili anlatımla,
‘zihinlere yamanmış fayların-sarsıntıların’ sismografisini ortaya koyuyor
Temeli ‘zihin işgaline dayalı’ zulüm maksatlı şu çağ için ‘en etkin hücum’
ve fikir müdafaası bu yazılardır
Çağda son sözü söyleyen bir FİKRİN, karanlık çağa aydınlığı

 Sevgiler selamlar