• Delil ve İşaret yani Ayet, “papirüs dediğimiz” yazılı Kuran değildir. Delil, sendeki işaretin ortaya çıkmasıdır

• Ne KANITI? 2

‘Yazdıkların ispatlı mı’ deyip seni tek satırla hükümsüz kılma niyetli kişinin,
tüm yazının hangi yerine ispat istediğini belirtmeye de tenezzülü yok!
‘İspat’ diyor da başka şey demiyor! İspat nasıl olur, niye ispattan anlamayız?
İspat nedir, kime yapılır, kime yapılmaz? Sen böyle birine ŞÖYLE DE:
Bulunması gereken şeyin bir ucundan da olsa sağlam tutmuş bir kimseysen
sana bu ana yazı delil olarak yeter de artar bile!
Aynı şeyi mi sorguluyoruz ki de aynı gerekliliği duyalım da gösterelim
Neyin anlaşılması gerektiğini bilmeyene nasıl anlatırsın?

Bir şeyin kanıtlanabilmesi için o etkinin sende karşılığı olması şart
Kanıtlanacak olanın, karşındakinde de ARANILAN ŞEY olması icabeder ki
ancak o zaman ortaya çıkışla kanıtlanmış ola! Görki o da ne kadar aradıysa!
Sana derler ki: Bu söylediğin Kuran’da nerede yazıyor?
De ki: “Sende Kuran var mı? İlkin buna bakmak lazım”

Bu setup, bilincinde açıldıysa kitabın sana/gönlüne inmiştir, Kuran olmuştur
Açılmayıp öyle bekliyorsa bil ki zanların tarafından virüslenip EL’ine inmiştir
Papirüs olmuştur. Papirüsler hidayet vermez! Papirüsler Şeytana inmiştir

Ne kadar kanıtlamış olursan ol, kanıtların karşındakinin sızan idraki kadardır
‘Topun üzerine işlenmiş krampon temas noktaları’yla,
hangi falsoyla hangi yön ve mesafeye UÇUŞ YOLUNU
‘VURUŞ HARİTASI’ olarak gösterin,
ben de size ‘YERLİ OLMAYAN bütün akımların, spiritualist ideolojiler olup’
(emperyalizme hizmet ettiğini) ve kasten İslam düşmanlığı üzerinden
zulme çalıştıklarını gösteren kanıtları önünüze koyuyum!
Kanıtları görebilmek, rüzgarın cinsini falsodan anlayanların meteorolojisidir!


• NE KANITI?
3
‘Aldanan, aldatandan daha suçludur*’
dendi. Nasıl mı olur?
“Ben boşuna ete kemiğe bürünüp de üçkaatçı diye görünmem!”
“Ben şeytanımla aldatırım! Sonra da onun cezasını hemen veririm”
“Peki, sen ey kulum! Şeytanına ceza verebilir misin, kıyabilir misin?”
O halde şuradan başla: ALDANMA!
Çünkü Şeytan, ‘aldatan yapısından’ daha çok ALDANAN BİR YAPIDIR
Tarihe bak: Aldananlar, sürekli hep kanıt isteyip durmuşlar!
Aldananın aldatanından kanıt isteyip de o kanıtla da ikna olması çok komik!
Aldanan, kendince kanıtı görmüştür de gördüğü kanıta binaen aldanmıştır!

İşte, Hangi kanıt? KİME GÖRE?
Saf (safi boyutta) bir kişiyi kimse kandıramamıştır. Sadece Şeytan kanar!
Bir koyup üç almak peşinde olanlar kanmıştır hep. Dört bacağını kaptırır!
Şeytanlık, bir koyup üç almakla bir tescildir. Bu yüzden aldanan Şeytan’dır
İyi bakarsan, ilk perdede ‘Şeytan aldanır da gene kendini İnsan zanneder!’
Kör Şeytan denir ya hani… Ha işte, ‘Kör Şeytan’ tasvirinde asıl vurgu şu:
“Kendini insan zanneden insanoğlu’nun kendine körlüğü!..”
İnsanoğlu ‘Tek Göz’dür. Kendisine nankör denmiştir. İnsansa Hakk’a kuldur
Aldanmaz


• NE KANITI? 4
Tespit üzere inanmayı prensip edinmiş insanlar için şu yazdıklarımız,
(imanına, Müslümanlığına, Cennete  vs. ‘tespitsiz inanan’ ezberci tipler için)
bir şey, bir değer ifade etmez, kanıtta ‘ölçü-kriter’ bilmezler
Bunlar için kanıta da gerek yoktur zaten!
Bu kimselerce sayfalarından ayet niyetine bir satır afiş nakletmek,
‘ilim bilmek’ sayılır!
Fakat ilgilisine (mantıksal önerme üzerinden) CENNET NEDİR’in
ve NİÇİN gerekliliğinin işte teorik düzeyde İSPATI:

Cennet görünmez, “GÖRÜLÜR!”
Görünmez.. çünkü yaşanır. Yaşarken görürsün. Yaşadığın GÖRÜLÜR
Yaşamayan kimsenin, yaşamadığının görülmesi gibi…

“Cennete gittin geldin, öyle mi?” diyor!
Yaşatan Allah -cennet vaadini, ‘teslim olan kulları üzerinde’ ispat etmek için
müşriklerin cehennemi boylayacaklarını anlamasını mı bekleyecekti?!
Gerçek bir gönle her giren, cenneti görmüş ve tatmıştır. Her şey o anlık!
Sevmediklerine cehennem, sevdiklerine cennet kuruyorsun! Yeni baştan…
Emir böyle! Görev buydu! Gün içinde yaptığın da bu zaten. İşte bu ispattır!

İşte bu ispatın bizlerde tezahürüdür ki:
Tarih, yeryüzüne “cennet için vize almaya! inen” beyhudelerle
Cenneti yeryüzünde kuracak olanların savaşıdır
Çünkü tarih, kulelere-göklere-üçgenlere-fallara ‘cennet siparişi’ verenlerle
Cenneti yeryüzünde her zaman için kurabilenlerin kavgası olmuştur

Senden ispat isteyip de ama papirüsten tebliğ çeken şu ispatsız kimse,
karşısında ‘fol var mı, folluk var mı düşünmeden yumurta bırakıyor’
Zaten görev buraya kadar anlayışıyla ‘derdi buydu’ bBunu yapmaya tebliğ der
Fol yok folluk yok. Boşluğa yumurtla, karşıya da: ‘civcivi sen yap’ de!
Böyle olur muymuş?

Sadece iman etmiş olanlar,
kendi varlığını kulu üzerinde bizzat kendi kanıtlayanın tarzına değer verirler
BU TARZ, kanıtlama yönteminin en büyüğüdür ve
sadece bu kimseler bu çalışmayı kendilerine program yapıp yürütürler
Bu itibarladır ki bunlar herkese,
inandıklarını söyleyenlere de söylemeyenlere de,
şu şu anlayışta olduklarını söyleyenlere de söylemeyenlere de,
ister Müslümanım desin-demesin, ister Yahudiyim desin-demesin,
ırk-mezhep-cins-dil farkı olsun-olmasın karşılarında kim olursa olsun herkese
Allah’ın kendisini kendine kanıtladığı tarz üzerinden bir metotla davranarak,
hayatta ‘mutlak olan nedir’ üzerine idrak etmenin yolunu açmaya tebliğ der

Zaten
o şeyin mutlak olduğunu kanıtladığın an, O şey kendini kendi kanıtlayacaktır
Bu nasip, süreçle gerçekleşir. Sen bir şeyin mutlak olduğunu kanıtla sadece!
O kadar…

• Allah’ı kanıtlamayı onun-bunun üzerine yıkmayacaksın
O’nu kavrayabilecek bir aklın sende bulunduğunu sen kanıtlayacaksın!
Mesele senin meselen, kime ne?


• Delil ve İşaret yani Ayet, “papirüs dediğimiz” yazılı Kuran değildir
Delil, sendeki işaretin ortaya çıkmasıdır
Papirüs elimize inendir. Kuran ise bilincimizde açılarak bize inendir
Papirüsü Kuran yaparsak delil olan ne imiş görürüz
Sana söyleneni ya da okuduğun bir sözü,
papirüsten de ayet-sure no olarak ilişkilendirmekle delili görmüş olmazsın
Buna ‘papirüsü papirüsle ilişkilendirme hezeyanı’ deriz
Sana söylenenin, hayatla/hayatınla ilgisini duyduğun an
sana ayet-işaret gösterilmiş, sen de bunu gördün-bildin demektir
“Söylüyorsun ama bu Kuran’da var mı?” sorusu, laftır
Hiçbir ciddiye alınır yanı yoktur
Böyle soranlara: ‘Kuran sende var mı? Buna bi bak da öyle konuş’ dedik hep
Kısaca papirüsü papirüsle delillendirme sendromu(eğilimi),
bir delillendirme olmadığı gibi bu semptom (belirti) müşriklerin sakızıdır
Biz şu gerçeğe azmettik: Gerçeği-doğruyu kendinle kanıtlayacaksın!
Gündelik sözlerin ne kadar önem arz ettiğini bilesin diye, Allah-ayet-kanıt ve
işaretleri, sadece Arapça gramerde değil, her ifadede duyasın,
bunu görüp-gösteresin diyedir. Allah kendini işte sende böyle kanıtlar
Kanıt bu olmalı ki müşriklerin türlü patırtı ve çalımlarına rağmen
“bazen yüzyıllardır Kuran’ın neden sende-çevrende ve bu toplumlarda
niçin kanıtlanamadığını” anlayasın da böylece gerçek kanıta ulaşasın diyedir

Papirüsü, papirüsle -gözlemleme-delillendirme hastalığından kurtulmak ve
kurtarmaktır öncünün görevi
Her daim kanıta susamış insanların bu susuzluğunu gidermektir sözleri…
Kanıtı kendinde görmeyenlere işaret gösteremezsin
Sadece hissederler, hatta belki gönüllerini ikna edersin!
Ancak kişilerin kendi kafalarını kendileri ikna etmeleri sınavıdır bu sınav!
Her nebi gönülleri ikna ettiği halde
ama hiçbir nebi, kimsenin kafasını ikna etmeye memur olmamıştır


İnanan da inanmayan da delil üzere olsun* demek, ekranına çıkart demektir

Bu da bir sanatla şu demeklerden bir demek:
İnsanlık bilgisi, SANA inerse buna kitap denir, yani kitap sen olursun
Eline inerse ona da PAPİRÜS derler. Çünkü kitap Şeytan’a da indi
Papirüs olarak indi ama! (ellerine alıp okuyorlar ya) Ama kitap olarak inseydi
kendini tanıyacaktı. AYETİ/Kanıtı-İşareti bilecekti de OKUyacaktı
Kendini bilmediği için ‘Şeytan’ dendi kendisine. Yani bunlara delil inmemiştir
Papirüs delil değildir. Delil olan Kuran’dır, yani SEN!
Yani ‘AllahSözündeki’ bu vurgu, ‘herkes delilini çıkarsın koysun meydana’dır
Hakiki işaretini/hakikatteki işaretini (perdesiz ekranında) göstersin demektir
Papirüsten ‘sure no’ göster, demek değildir. SURETinde göster demektir
Suretindeki ‘insanoğlu perdesini’ kaldırabildiğinde buna EKRAN diyoruz
Delil budur! Dost Muhammed’in gösterdiği delil budur, buydu, bu olacak…
Kuran’dan konuşuyorum diyenlerin Türkçe kullanımlarına baktığımızda
çelişkinin, tutarsızlığın, ciddiyetsiz alfabe-imla diziliminin delillerini görürüz
Bunlar Kuran’dan (kendi gerçeklerinin kitabından) tek bir delil getiremezler
İşte kendisine kitabı açılan kişiye RESUL denir


• NE KANITI? 5
Her şeyi hep Türkçe ifade ettiğimizden,
Arapça şiveli şablon gramer konuşmadığımız için
sözlerimizin Kuran’a dayanmadığını kendi kıstaslarınca ölçülendirenler,
(Kurâni terminoloji olmalı ki) ancak öyle anlıyoruz diyorlar ise
o halde sözlerimizi Arapça’ya çevirsinler, Kuran’a vurdursunlar da
öyle anlasınlar o zaman. Şayet Kuran’dan biz anlarız diyorlarsa mademki!

Ama bu kör güruha şunu hep şöyle açıkladık da anlamak istenmedi:
Bizler, kendi kişiselliklerini kanıtlamak için’ Kuran’ı kullanmak yerine,
Kuran’ı ispat etmek gayesiyle kendimizi meydanlarda kullanmayı
bir disiplin haline getirmiş kimseleriz
Şadırvan, “kendi nefsini kanıtlamak için Allah’ı kullanmak değil,
Allah’ı kanıtlamak için kendi öz kişiliğini ortaya koymak” der
Arada 180 derece fark var, anlarsan!
Bu nedenle hep Türkçe söyler, Türkçe yazarız
Arapçasından Türkçeye tercüme ediyon da
şimdi de bizim şu Türkçemizi meallendir bakalım şu Arapça anlağına…
Bakalım ‘Gemlik’e doğru denizi görebilecek misin?’ Deniz seni görüyor ama!

Yazılarımızın hangi birinde okurları
Allah’a ve son elçisine inandırmak için “Kuran ayetleri” kullanmışız?
Ama lafta inananların, inançta yaşadıkları çelişkileri göstermek amacıyla
(inandıklarını söyledikleri ayetle) kendi zihniyetlerini mukayeseye sokup
örnek göstermişizdir o da müstesna…

Kıssa-hadis-ayet-siyer-rubai yazılardan nakledersek ‘Kurani söylem!!?’
Ama özden gelen aynı orijinal, çağa uygun dilden bir daha tekrarlanıyorsa,
o zaman ‘kafa karıştırıcı-felsefik-şair hatta kibirli’ oluyoruz!
Desene, kişi sana bilmediğini duyurduğu an vaziyet kibir,
kopya-şekil-klişe laflardan sallarsa vaziyet mütevazı oluyor!?


• Cahil, kişiselinde kendini haklı göstermek uğruna ayeti malzeme yaparken

arif, çağa dair kullandığı orijinal dille ‘ayeti tekrar kanıtlamak’ uğruna,
herkesçe kabul gören genel-geçer hayat örneklerini malzeme yapıp kullanır

Ya gazete kupürleri kesip biriktirmişçesine papirüsten nakilli yazı neşretmek
ya da sende açılmış olan Kuran’ı ortaya koymak metoduyla,
dost Muhammed’de açılmış olan Kuran’ın evrenselliğini kanıtlamak!

Ya kişiselindeki mantıksız-akılsız-izansız bir çürük inancı ruhsatlamak için
dost nebiye açılmış Kuran’ı malzeme yapa-yapa kullanmak!
ya da kendini ‘kendin’ kullanıp, ‘ayeti tekrar açığa çıkartıp kanıtlamak!’

Yani ya kendi çıkarı için nebiyi kanıtlamaya tutuşmak
Ya da nebiyi kanıtlamak için kendini tutuşturmak!

Bunlardan birinin seçimiyle Kuran’ı malzeme yapan için ne kabiliyet ne iman
ne yürek ve doğruluk GEREKMEZ DAHİ. Ölçü apaçık ortada!

Cahillik
, kendi acziyet ve zaafiyetinin karşıdan saklanabilirliğine inanmaktır
Cehillerin ‘bilgisizlik’ sorunu yok
KARAR almakta “izlenmesi gereken METOT sorunu var”

/Okyanusta Şadırvan. 2015
————————————–
(*) “Aldanan aldatandan daha suçludur/ Abdulkadir DURU”

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir