• Bilgi, KABUL’ün sonucu… Kabul ettiysek uygularız

Çoğu kişi,
karşısındakini ancak kendi seviye sınırlarında görmek kaydıyla kabul eder
Kontrol edemeyeceği şeyi kabul etmek istemez! Acaba neden?
Çünkü kontrol edilemez bir varlığa çatana dek
kafasında yarattığı putu ‘elinde oynattığına’ inanmanın tatminindedir
Elinde oynattığını düşündüğü şey, onu aşktan eder de bilmez
Oysaki sadece ‘kontrol edilemez’e aşık olmaktır gerçek AŞK!
Aşk, bütün duyguların içtimaya geçip aynı tekmili vermesi
Bu tekmili alabilene ‘başkomutan’ diyoruz. SULTAN!.. Yani AŞIK!

 

• BİLGİ, KABUL’ÜN SONUCU… KABUL ETTİYSEK UYGULARIZ

O şey, biz uyguluyorsak bilgidir. Bu esasın dışında bildiklerimiz malumattır
Malumat, BİLGİnin kendisi değildir. Haberdir, havadistir

İnsanoğlu kendi görüş, düşünce ve ön-fikirlerini
‘düzgün bir çerçeveye oturtmak’ hedefi taşımaktan ziyade
kendi heves ve köksüz itikadını ruhsatlamak derdindedir
Bu kimseler, kendi ‘ANLIK DOĞRULARINI tescilleyen bir tarih’ ve
(kendi yaşantısının, hayatla örtüştüğünü görmek istercesine)
bir hikaye dinlemek ister bilgilenmek adına…

Mevcut heveslerimizi onaylayan bir söz duymayı bekleyerek arayış olmaz
Peşinde koşup bulsan da ‘o söz’ seni daha çok hapseder
Ama kafa kopartacak bir BİLGİ, hürriyetin olur

Bazımız ‘kabullerimizi gidişatımızı’ bizi okşayan onayla bize anlatılsın isteriz!
Ve ‘mevcut halimizi onaylayan bu müjdeyi’ bilgi olarak kabul ederiz
Bu şarta uymayan UYARIYI ne duymak, ne doğru kabul etmek istemeyiz
Kafamızdaki mevcudu onaylayan bir söz duymayı bekleyerek arayış olmaz
Kişi hem geçmişinde hiç yanılmamış olduğunun teyidini, hem gerçek bilgiyi
aynı celsede almış olmak şartıyla doğruyu öğrenip, buna ulaşmak istiyor
Fakat bilgilendiği tüm doğruları(?) çöpe atmayı göze almayacak kimselere
hakikatli bir yaşantının müjdesi yok!

Çoğumuz, eski alışkanlıklarımız, ilişkilerimiz, çevre faaliyetlerimiz ve
yanlışa yönlenmiş sevgilerimizle birlikte (yani hiçbir değişime razı olmadan)
eski düzeneğimiz yerinde sabit kalmak şartıyla
bunun üzerine hakikat bilgisi kuralım diyoruz. Böyle bir şey yok
Kendini devireceksin! “BEN KALIP ‘SEN OLAYIM’ yok”
Böylece çoğumuz, doğru belgelerle karşılaştığımız halde değişemeyiz
Çünkü bizim anladığımız ‘yeterli değişimin’ ilk adımı,
kendine kıyabilme/ kendini devirebilme sahasında elde edilir
Kişi, çürük şekilde taşıdığı ön-fikirlerinin yıkılışına,
ister istemez razılık gösterebilmesinden hareket kazanır
‘Korkularından sarsılmayı’ dikkate almazlığıyla, fark ve onun bilgisine ulaşır

GERÇEK NE Mİ? Burada gerçek şu: Arayışı gerçek olmayan kimseye,
ÇAKILDIĞI YERİN bir ilerisini gösterip kanıtladığında seni terk edecektir
Sen terk edilen değilsin, o kimse kendi gerçeğine sırtını döndü
İşte gerçek böyle bir şey!

 

BİLMEMEK MÜMKÜN DEĞİL! PROBLEM ‘KABUL’de
Gerçekten anlamak demek, anladığını KABUL ETMEK demektir
Bildiklerimizin yanlış olduğunu anlamaya ÖĞRENMEK diyoruz
Her şey ve en mükafat ve en başarı, BİLGİDE şu tanıma ulaşmaktır:
‘Canını ona verebilmeyi sana öğretenden aldığına’ BİLGİ denir
Bu tanımdan sonra akan sular durur. Ölçü değer budur
Bunun dışında kalan kabullerin “bilgi” olmadığını söyleyiveririz

Karşımızdaki muhatabımızı güya kabul ettik! Hayır!
Kişide beğendiğimiz şey aslında onun doğrusunu ‘gerçekte kabul’ değil,
kendi görüşümüzü okşayıp onaylayan o tutumunu, (kafamıza yattığı için)
‘sözde kabulümüzdür’ Retlerimiz de böyledir. Ne o? “Kafama uymadı!”
Kişi, ön kabullerinden ve duyma alışkanlığının dışından duyarsa ÖĞRENİR!
Çünkü sanat, sana ‘duyman gerekeni’ söyler, asıl açlık noktana seslenir
Kişinin yüzüne söylenenler duyması gerekenlerken, dinlemede tenezzülü
sadece işitmek istediklerine olursa anlayışı öğrenmeye kapalıdır
Hayallerden sıyrılıp gerçeğiyle yaşamak isteyen, beklentilerini terk edecek
Beklentilerinden kurtulmayı hedefleyen kimse kabullerini değiştirecek
‘Mevcut kabullerim değişmeksizin yerinde aynen kalsın’ şartıyla
o kimse doğruyu edinemez…
Böyle biri, yazıyı anlayamaz! Anlaması gerekeni anlayamaz
Anladığı şeyler, ‘anlamada üstüne vazife olmayan’ lüzumsuzluklardı
Zaten (şu anladığı şeyler! yüzünden anlayamadığını) düşünemiyor!
Anlamaya çalışmalı. Kişi, alışkanlıklarını aşan şeyleri anlamaya çalışmalı
İNSAN’ın anlamadığı hiç bir şey yok, şayet olsa imanından şüphe duyar
İmanda anlamadım yoktur. Şadırvan’ın ölçüsünde ‘anlamadım’ diye bir şey
söz konusu değildir. Herkes her şeyi anlar! Mesele şu ki ‘kabul etmez’

İstediği kadar ‘eşhedü’ getirsin,
hiç kimse mevcut dininin münkiri olmayı tatmadan gerçekle şereflenemez
Nefsin ‘ÖLÜMÜ TATMASI’ budur!
Ya kendini haklı sanmaları bitecek ya Hakk’ı öğrenmek niyeti..!
Doğru bilgi karşısında ‘duruş pazarlığında’ bir kararsızlık var!
‘Böyle kalıp da ÖYLE OLAYIM’ yok. ‘Ben kalıp SEN OLAYIM’ yok
Zihninin sarsılması tedavin olur şayet burun kıvırmazsan
Beklenti ve alışkanlıklarını sarsan şeylere kılıç çekme!
Acı ve ‘sana itici gelen eczalardır’ senin hürriyetin
Bu eser zihin işgallerini açıkladı


• Kimimizce mesele, gerçekle karşılaşamamak ve öğrenememek değilki!
Çıkar uğruna görmezden gelenin ‘bu yapısını’ kendinde sorgulamayışıdır
Temeli çapsız alışkanlıklara dayalı kolay ticaret, çevreyle geçim,
yenilmek korkusundan, yalnız kalmak korkusundan kaçış…
Gerçek alın teri, ilkin bu engeli aşmak

Sorun gerçeği görememek olsaydı kompleksler sende sorgulama açamazdı
Yani her şeyi biliyorsun! Sana lazım olan her şeyi…
Gerçek, sende olan bilginin çalkantısını köpürtür. Doğru, kaymaktadır ama!
Köpükten yutma! Olgunluk, kaymağın demlenmesiyle


• Aradığın şey kesinlikle sana gösterilmiştir

Fakat insanoğlu arayışı üzerine yaşamaz hayatını
Bulamayışı üzerine söylenir durur. Karşılaştığı anda da fark edememiş olur

Daha daha.. bir kez daha uyarıldığını kavrayamamış olman
kaçan sahnenin hep aynısını beklemeye odaklanmış olduğundan…
‘Tam Sahne’yi nereden biliyorsun?
Sahne, hep o tek şeyin yaşandığını sürekli saklamakla emrolunmuş perde!
Oyununda hiç değişmezi sırlayıp-gizleyip sunan şu devamlı değişken dekor
Harita!
İşte Sanat! Değişenin içinde hiç değişmeyen… Çokta bir, birde çok!
Sanatın en büyüğü zerrede küll, küll’de zerre! En zorlu aşamasıysa,
tüm iradeyle kısmi iradenin sınırlarını keşfetmek üzerine bir idrak

/Okyanusta Şadırvan. 2014

 

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir